Pete ve Ejderhası – Pete’s Dragon

Pete ve Ejderhası

~ HİKÂYE ~
Yaşlı ahşap oymacısı Bay Meacham (Robert Redford) yıllar boyu huzurlu Millhaven kasabasının çocuklarını Kuzeybatı Pasifik’in ormanlarının derinliklerinde yaşayan acımasız ejderha hikâyeleriyle neşelendirmiştir. Tam da bu ormanlarda orman bekçiliği yapan kızı Grace (Bryce Dallas Howard) için bu hikâyeler masaldan öteye geçmemektedir… Ta ki Pete’le  (Oakes Fegley) tanışana dek. Pete bir ailesi veya evi olmayan 10 yaşında gizemli bir çocuktur ve ormanda Elliot isimli devasa, yeşil bir ejderha yaşadığını iddia eder. Elliot’ın tanımları ise garip bir şekilde Bay Meacham’ın hikâyelerindeki konuşan ejderhaya benzemektedir.

Grace yavaşça Pete’in güvenini kazanmaya başladıkça gözlerini bu ormanın ötesinde bir hayat olabileceğine açmış ve Pete’in varlığı da Grace’in kendi hayatını ve yerel bir kereste fabrikası sahibi olan Jack (Wes Bentley) ile olan ilişkisini gözden geçirmesine sebep olmuştur. Jack Grace’in çevredeki ormanları inceleme ve koruma çabalarını desteklemek ister ancak bu dostluğu kendine fayda sağlayacak biçimde tutmaya çalışır ve bu da aralarında bir mesafe açar.

Pete’in ormandaki Elliot’la yaşadığı huzurlu hayatı tehlikeye girince Grace, Jack’in 11 yaşındaki kızı Natalie’nin (Oona Laurence) yardımıyla bu ejderhayla ilgili gerçeği ortaya çıkarmaya ve Pete’in nerden geldiğini ve nereye ait olduğunu bulmaya karar verir. Disney’in sevilen bir filmi olan “Pete ve Ejderhası”ın yeniden uyarlanması olan bu filmin yönetmenliğini David Lowery yapıyor. Lowery & Toby Halbrooks’un senaryosundan uyarlanan film için Malcolm Marmorstein’in senaryosu esas alındı ve yapımcılığını p.g.a., Jim Whitaker üstlenirken baş yapımcılığını da Barrie M. Osborne üstlendi.

~ BAŞLANGIÇ ~
1977’de Walt Disney Stüdyoları “Pete ve Ejderhası” isimli bir canlı-aksiyon/animasyon müzikali çıkardı, bu da başrollerini Mickey Rooney, Helen Reddy, Red Buttons ve Shelley Winters’ın paylaştığı, genç bir oğlanla yeşil animasyon bir ejderhanın sevimli dostluklarının hikâyesiydi.
Disney bir süredir “Pete ve Ejderhası”ı yeni bir sinema kuşağına aktarmak istiyordu ve bu projeye öncülük etmek üzere stüdyo içersine yerleşen yönetmen Jim Whitaker’ı (“Zon Saatler,” “Friday Night Lights”) çağırdı. Whitaker, “Orijinal filmle büyümüş olan o kadar çok insan var ki, bu film düşüncesi bizim için bir sıçrama noktası oldu. Bir oğlanla ejderhasından oluşan bu çok basit fikrin gerçekten özel bir filme dönüşme potansiyeline sahip olduğunu biliyorduk.” Diyor.

Whitaker ve stüdyo hikâyeye yeni bir bakış açısı bulabilmek için uygun senaryo yazarları arıyorlardı ve 2011 Sundance Film Festivalinde gösterilerek kendisine hikâye anlatımı konusunda övgü kazandıran güçlü kısa filmi (“Pioneer”) yüzünden yazar/yönetmen David Lowery’i düşünmeye başlamışlardı. Lowery’nin 70’lerin Teksas’ında geçen ve başrollerini Casey Affleck, Ben Foster ve Rooney Mara’nın paylaştıkları sinema filmi “Ölümsüz Aşk”ın galası 2013’te Sundance’te yapıldığında ve seyircilerle eleştirmenler tarafından büyük bir beğeniyle karşılandığında onun yönetmen olabileceğini de düşünmeye başladılar.

Lowery, Disney’in sevilen filminin yeni versiyonunun senaryosu ve yönetmenliği için bariz bir seçim gibi görünmese de, aslında ilk filmiyle “Pete ve Ejderhası” arasında bazı benzerlikler vardı. İki hikâyede de bir çeşit ait olma hissi bulunuyor ve Pete’in durumunda bu bir aile hissi. Whitaker sözlerine şunu ekliyor; “Aynı zamanda iki filmde de bir saflık ve etrafı bir çocuğun gözlerinden görme şaşkınlığı var ve biz David’in bu hikâyeye yeni, sade ama saf bir bakış açısı katabileceğini düşündük.”

Lowery çocukken klasik Disney filmlerinin (Sinemada izlediği ilk film “Pinokyo” filmiymiş.) bir hayranıymış çünkü macera duygularına hitap ediyorlarmış. Ama Disney, “Pete ve Ejderhası” filminin orijinaliyle ismi ve temel ayrıntıları dışında herhangi bir bağlantı olmasını istemiyordu; tamamen orijinal bir hikâye ve yeni karakterlerle çıkacak birini arıyorlardı.

Lowery ve yazar ortağı Toby Halbrooks her zaman belirli bir saflığı ve masumluğu olan projelere karşı çekim hissetmiş ve buradaki olasılıklar onları heyecanlandırmış. “Pete ve Ejderhası” sonunda yazarlar olarak önsezilerine kusursuz derecede uydurulmuş oldu. Lowery, “Hayal gücü ve bir ölçüde fanteziyle işleyen bir film yapma fikrini çok sevmiştim. Ve zaten kusursuz şekilde çalışan bir tekerlek varken yenisini icat etmeyi düşünmeye bile gerek yoktu.” Diyor.

Whitaker, “Bir filmin yapımı sırasında bir sürü taslaktan geçersiniz ama açıkçası ilk taslağın ilk 20 sayfasını okuduğumuz anda filmin orada olduğunu anlamıştık. David, “Sihirli gerçekçilik” dediği bir duygunun peşindeydi ve bunu elde etti çünkü sihrin hiç beklenmedik şekillerde senaryonun içine sızmasına izin vermişti.” Diyor.

“Dumbo” ve “Bambi” gibi klasik Disney filmlerinin pek çoğu çocuklara önemli konuları aktarır ve onlara hayatlarındaki benzer sorunlara karşı hazırlayacak donanımı ve rehberliği sağlar. Lowery, “Bizim hikâyemiz önemli bir soru yöneltiyor: kişi nereye aittir?” diyor.

Lowery, elinde bitmiş bir senaryoyla gözünü yönetmenliğe dikmişti ve hayal ettiği şey de genç olmanın nasıl bir his olduğunu yakalayan klasik bir film yapmaktı. Lowery, “10 yaşındayken yaptığını her şey destansı bir macera gibi görünür.” Diyor ve ekliyor, “Bunun için bir ejderhanın sırtına binmeniz gerekmiyor… sadece bir ağaca tırmanmak bile çocuklar için heyecan verici bir şeydir.”

Bir cevap yazın