13. Gün / Friday the 13th

Korku filmi klasiği “Friday, the 13th-13.Gün”ün sinema seyircilerinin olağanüstü ilgi gösterdiği yepyeni versiyonunda Kristal Gölü’ne hoşgeldiniz.
Kayıp kızkardeşini aramak için efsanevi Kristal Gölü ormanlarının yolunu tutan Clay Miller (Jared Padalecki), yosun kaplı ağaçların arkasındaki eski ve çürümüş kulübe kalıntıları arasında araştırmaya girişir. Polisin ve yöre halkının uyarılarına kulak tıkayarak kayıp kızkardeşi Whitney’i (Amanda Righetti) aramayı sürdüren Clay, o bölgeye heyecanlı bir hafta sonu tatili için gelen üniversiteli gençler arasındaki Jenna adlı bir genç kızın (Danielle Panabaker) yardımını alır.
Ancak orada hiç hesaba katmadıkları büyük bir tehlikeyle karşılaşmak üzeredirler. Farkında olmadan film tarihinde yaratılmış en korkunç canavarlardan birisinin; ustura keskinliğindeki büyük bıçağıyla Kristal Gölü’nü mesken tutan ünlü katil Jason Voorhees’in yaşam alanına girmişlerdir.
Paramount Pictures ve New Line Cinema’nın sunduğu “Friday, the 13th-13. Gün”ün yönetmenliğini Marcus Nispel üstlendi. Senaryosunu Damian Shannon ile Mark Swift’in birlikte yazdığı filmin yapımcılığını bugüne kadar “The Texas Chainsaw Massacre”, “The Amityville Horror” gibi korku klasiklerine ortak imza atmış olan Michael Bay, Andrew Form ve Brad Fuller üçlüsü ile orijinal “Friday the 13th-13. Gün”ün yapımcı yönetmeni Sean Cunningham gerçekleştirdi.
Başrollerinde Jared Padalecki, Danielle Panabaker, Aaron Yoo, Amanda Righetti ve Travis Van Winkle’ın oynadığı filmde efsanevi katil Jason Voorhees rolünde Derek Mears oynadı.
24 Nisan’da Türkiye Sinemaları’nda
PRODÜKSİYON NOTLARI
“Böyle bir film yaparken kendinize herşeyden önce, ‘İnsanları bu filmlerin her yeni bölümünü tekrar tekrar görmeye yönlendiren mitoloji nedir?’ sorusunu sormalısınız” diyor yönetmen Marcus Nispel, “İşte o zaman izleyiciye istediğini verdiğinize ama beklentisini tam olarak karşılamadığınıza emin olursunuz. İşin keyifli yanı da budur.”
Filmin starı Jared Padalecki de şunları ekliyor: “Hepimizin belleğine kazınıp kalmış olan az sayıda kötü adam vardır. Jason Voorhees, Darth Vader, Freddy Krueger gibileri bunlardan birkaçıdır. Bir sonraki filmde ne kötülük yapacaklar, ne gibi felaketlere sebep olacaklar diye merak edersiniz. O filmleri görmemiş olsanız dahi mutlaka bir yerlerden duymuşsunuzdur. İşte ‘Friday the 13th-13.Gün’ böyle bir filmdir. Jason Voorhees bu yüzden tanınmış ve unutulmamıştır.”
Platinum Dunes şirketinin üç yapımcısı Michael Bay, Andrew Form ve Brad Fuller, 2003’te “The Texas Chainsaw Massacre – Teksas Katliamı” ile elde ettikleri başarının ardından “Friday the 13th-13.Gün”ün yepyeni versiyonunu beyazperdeye taşımak için yeniden bir araya geldiler.
Yapımcı Fuller bu projenin çıkış noktasını şu sözlerle anımsıyor: “The Texas Chainsaw Massacre’ öylesine başarılı oldu ki, Michael ve Drew ile oturup, ‘Gençlik yıllarımızda çok sevdiğimiz başka filmler var mıydı?’ diye fikir jimnastiği yaptık. ‘Friday the 13th-13. Gün’ ismi o gün aklımıza geldi. Sinemanın unutulmaz kötü karakteri Jason Voorhees’i alıp yeniden beyazperdeye taşırsak sonucun harika olacağını hissettik.”
Fuller sözlerine şöyle devam ediyor: “Bizler öncelikle korku filmi hayranıyız. Yapımcılığımız ikinci planda gelir. Hepimiz ‘Friday 13th-13.Gün’ filmleriyle büyüdük ve o filmleri çok sevdik. Kendi doğrultusunda fantastik,tutarlı ve eğlenceli filmlerdi. İzleyiciyi yüreğinden yakalayan bir korku tarzı yaratmışlardı. Eğer gerçek anlamda bir korku filmi hayranıysanız, böyle bir filmi günümüzde yapma fırsatı sunulunca buna hayır demek imkansızdır.”
13. GÜN KABUSU NEDİR?
13 Haziran 1958 Cuma günüydü. Kristal Gölü Kampı’nın iki yöneticisi, kamp ateşi çevresinde toplanmış arkadaşlarının yanından sessizce ayrılarak yasalara aykırı bir randevuya gittiler. Randevu yerinde onları esrarengiz bir saldırgan bekliyordu. İkisini de acımasızca katletti.
Aradan 20 yıl geçtikten sonra yenilenen kampın tekrar açılması için hazırlıklar başladı. Kasaba yetkilileri orasının bir “Ölüm Kampı” olduğu; ölümcül lanetin hüküm sürdüğü yönünde uyarılar yaptılar. Ancak kampın yeni sahibi ve genç yöneticileri, esrarengiz lanet iddiasına aldırmadılar. Akıbetleri ise, 1957 yılında küçük oğlu Jason’un göl sularında boğularak ölümüne tanıklık eden anne Pamela Voorhees tarafından acımasızca öldürülmek oldu. Yöneticilerden sadece bir tanesi sağ kaldı. 1980 yılında filme çekilen “Friday the 13th-13. Gün”de izleyiciyi korkutan ve şok eden 24 saatlik kabusu anlatan da o oldu.
Filmdeki keskin şiddet unsurları sayesinde korku filmleri alanına yepyeni ve farklı boyutlar geldi. Yeni korku filmi anlayışının öncülerinden kabul edilen “Friday the 13th-13. Gün”, gişe başarısının yanısıra kısa sürede bu türün klasikleri arasındaki yerini aldı. Asıl büyük başarıyı ise devam filmi yakaladı. Tüm zamanların en yüksek hasılat toplayan korku filmi ünvanını elde ederken sinema salonlarında elde ettiği başarıyı, televizyon dizisi, çizgi roman, video oyunu formatlarında genişletti. Filmin hokey maskeli kötü adamı, çağdaş pop kültürünün önemli bir parçasına dönüştü.
13. GÜN’Ü YENİDEN GÖRÜNTÜLEMEK…
“Friday the 13th-13.Gün”ün yönetmenliğini, daha önce “The Texas Chainsaw Massacre”ın setinin dinamik güçlerinden olan Marcus Nispel üstlendi. Yapımcı Fuller bu tercihin sebebini şöyle açıklıyor:
“Marcus’un kendisine özgü harika bir stil anlayışı vardı. Görüntü yönetmeni Daniel Pearl ile yeniden işbirliği yapması halinde filme son deree özgün ve zengin görünüm getireceğini hissettik. Korkutma zamanlaması denilen kavramı çok iyi anlayan, belki de günümüz yönetmenlerinin hepsinden daha iyi anlayan bir yönetmendir. Bu kavram ilk bakışta belki çok karmaşık bir şey gibi gelmeyebilir ama espriyi nereye koyması gerektiğini bilen bir komedi yönetmeninin korku filmlerindeki eşdeğeridir. Ayrıca heyecan dolu enerjisini filme taşımayı bilen bir yönetmendir.”
Yönetmen Marcus Nispel filmde uyguladığı yaklaşımı şu sözlerle açıklıyor: “Yapımcılarla sohbetimde onlara ‘Ne yaparsak yapalım, eğlenceyi geri getirmeli ve Jason karakterinin faaliyetlerini sürdüreceği yeraltı sistemini oluşturmanın bir çaresini bulmalıyız’ dedim. Yeraltı sistemi fikri hoşuma gitti, çünkü bugün bu çağda artık yaz kamplarının eskisi kadar endişe verici olduğunu sanmıyorum. Eğer bir korku filmi yapacaksak, daha fazlasına ihtiyacımız vardı.”
“Friday the 13th-13.Gün”, yapım ekibinin bugüne kadar çektiği yedinci film oldu. Devam filmine gönülden bağlanacak senaryo yazarlarını bulmanın hayati önem taşıdığının farkında olan yapımcılar, filmin senaryosunun yazımını Damian Shannon ile Mark Swift’e verdiler.
Yapımcı Fuller, neden bu ikilinin tercih edildiğini şu sözlerle açıklıyor: “Daha önce ‘Freddy vs. Jason’ filminin senaryosunu yazmış olan Damian Shannon ile Mark Swift bu yolculuğa bizimle beraber çıktığı için gerçekten çok şanslıydık. Jason karakterine bizim kadar önem verdiklerini biliyorduk. Bu nedenle ilk birkaç ‘Friday the 13th-13.Gün’ filminin en iyi unsurlarının hepsini kapsayan bir senaryo çıkaracaklarını ve bunları yepyeni yaratıcı fikirlerle birleştireceklerini biliyorduk. Senaryoyu okuyunca çok sevdim. Yine aynı ürkütücü Jason vardı. Üstelik şimdiye kadar hiç görülmemiş yönlerini sergiliyordu.”
Senaryo yazarları Shannon ve Swift’in düşüncesine göre, beyazperdenin en çok tanınan kötü adamlarından birisine yeniden hayat vermenin formülü, serinin kökenlerine geri dönmekten geçiyordu.
“Serinin temellerine geri dönmenin ve Jason’u yeniden ormana götürmenin önemli olduğunu düşündük” diyor Swift…
Shannon da şunları ekliyor: “Ana fikrimiz bu öyküyü eskisinden daha sert ve daha cesur yapmaktı. Bunu da Jason karakterini daha önce hiç olmadığı kadar seri hareket ettirerek yapabilirdik. Onu, ormanda yaşayan ve hayatta kalabilmek için mücadele veren bir katil olarak tasarladık. Bu karakter, belirli bir bölgede yaşayan bir avcı gibi olmalıydı. Bu filmdeki Jason önüne geleni rastgele öldüren birisi değildir. Eğer onun bölgesini işgal etmeye kalkışırsanız yaşam alanını korumak için ne gerekiyorsa yapacaktır. Kısacası onun yaşam alanına girmenin ağır bir bedeli vardır.”
Senaryo yazarlarının saygılı yaklaşımını takdir ettiğini belirten yönetmen Marcus Nispel, “Jason karakterini asla bir canavar veya kötü adam gibi görmediler. O bir anti-kahramandır. Bu tipte karakterler  bana daima çekici gelmiştir. Doğaüstü karakterlerle genellikle ilgilenmem. Benim için korkutucu olan şey, Leatherface veya Jason gibi birisinin komşum olması ihtimalidir.”
Senaryo gelişimi aşamasında Shannon ve Swift’i bekleyen çeşitli zorluklar vardı. Herşeyden önce nereden başlayacaklarına ve daha önce çekilmiş 11 filmden hangi unsurları yeni filme dahil edeceklerine karar vermeleri gerekiyordu.
Fuller bu konudaki düşüncesini şu sözlerle dile getiriyor: “Daha önce çekilmiş bir filmin yeni versiyonunda çalışmak birçok baskıyı da beraberinde getirir. Çünkü iki farklı türde izleyiciyi memnun etmek zorundayız. Birinci grupta öyküyü zaten bilen ve sırf merak faktöründen dolayı yeniden görmek isteyenler vardır. Seslenmemiz gereken ikinci kitle ise, bu serinin özel hayranı olmayıp iyi bir korku filmi izlemek isteyenlerdir. Her iki grup izleyiciye de hitap etmenin çaresi, onlara daha önce hiç görmedikleri birşeyler verirken orijinal filmlerdeki unutulmaz anlarla bağlantı sağlamaktan geçiyordu.”
MUTLU KAMPÇILAR…
Senaryo tamamlandıktan sonra film yapımcıları, farkında olmadan bir katilin yaşam alanına giren üniversite öğrencilerini oynayacak aktörleri bulmaya odaklandılar.
Filmdeki ilk önemli karakter, kaybolan kızkardeşini arayan genç Clay Miller karakteriydi. Film yapımcıları bu rol için “Supernatural” adlı televizyon dizisiyle adını duyuran Jared Padalecki’yi seçtiler.
Genç aktör filmde portresini çizdiği Clay Miller’ı şu sözlerle tanımlıyor: “Clay’in kızkardeşi yaklaşık bir aydır kayıptır. Tek isteği onun başına ne geldiğini öğrenmektir. Göl kıyısındaki bir evin kapısını çaldığında hafta sonu tatili için orada bulunan genç grubuyla karşılaşır.”
Orijinal filmi ortaokuldayken izlediğini söyleyen Jared Padalecki, “O filmi seyrederken korkudan ödümün patladığını hatırlıyorum. Yeniden yapılacağını duyunca acaba ben de bir şekilde bu projeye katılabilir miyim diye heyecan duydum” diyor.
Kayıp kızkardeşinin başına ne geldiğine dair ipuçları arayan Clay, arkadaşlarıyla birlikte hafta sonu kaçamağı yapan Jenna ile tanışır. Bu rolde kamera karşısına geçen Danielle Panabaker, portresini çizdiği karakteri şu sözlerle anlatıyor:
“Jenna’nın beraber tatil yaptığı gruptaki gençlerden Trent ile oldukça çapraşık bir ilişkisi vardır. Kaldıkları göl evinin sahibi Trent’in ailesidir. Jenna ile Trent’in birbirlerine çok fazla bağımlı olduğu söylenemez. Zaten Jenna da istediği ilişkinin bu olup olmadığından emin değildir. Sadece güzel zaman geçirmek ve göl kıyısındaki güzel ev hoşuna gittiği için oradadır.”
Yönetmen Nispel’in Jenna karakteriyle ilgili yorumu ise şöyle: “Jenna karakterinin biraz karmaşık olduğu söylenebilir. Göl evine bir gençle beraber gidip başka bir genç için onu yüzüstü bırakmasına rağmen izleyicinin bu karakteri sevmesi bizim için önemliydi.”
Yapımcılardan Andrew Form, bu rol için neden Danielle Panabaker’ı seçtiklerini şu sözlerle açıklıyor: “Danielle’in dış görünümü inanılmaz masumdur. Naif olduğu söylenemez. Dünyaya kocaman gözlerle bakan birisidir ki, Jenna karakteri için bunlara ihtiyacımız vardı. Yaptığı tercihi neden yaptığını izleyicinin anlaması ve bunu yaptığı için onu sevmesini istiyorsak, bu karakter sevimli olmalıydı.”
Jenna’nın kalbini kazanmaya çalışan Trent rolünde, Michael Bay imzalı “Transformers”taki rolüyle yapımcıların dikkatini çeken Travis Van Winkle kamera karşısına geçti.
Yapımcı Andrew Form, bu tercihin gerekçesini şöyle anlatıyor: “Travis daha önce Michael Bay ile çalışmıştı. Bu nedenle Trent rolü için düşündüğümüz ilk isim o oldu. Onun performansında senaryo sayfalarında yazılı olmayan bazı nüanslar vardır. Portresini çizdiği karakteri bunlarla zenginleştirmesini bildi. Kısacası rolüne kendinden çok şeyler kattı.”
Yönetmen Nispel’in, Trent karakteriyle ilgili yorumu ise şöyle: “Trent aslında ahmağın tekidir. Küstah bir kişiliği vardır. Ancak buna rağmen sevimli olması gerekiyordu. Travis işte bunu başardı.”
Travis Van Winkle ise, oynadığı karakteri şu sözlerle yorumluyor: “Trent arkadaşlarına hava atmaya çalışır. Arkadaşlarını toplayıp ailesinin göl evine getirmesinin sebebi budur. Sonunda o çok özel kızı elde edebileceğini düşünmektedir. Ne yazık ki, işler planladığı gibi gitmeyecektir.”
Jason karakteri ormandaki herkesi terörize ederken Lawrence ve Chewie karakterleri de, filmin komik unsurlarını oluştururlar. Arlen Escarpeta ile Aaron Yoo’nun oynadığı bu iki karakter, partiyi devam ettirmek için hiçbir fırsatı kaçırmayan iki arkadaştır.
Chewie rolünde oynayan Aaron Yoo, bu karakteri şu sözlerle tanımlıyor: “Chewie filmin soytarısı gibidir. Bir zamanlar yakın bir dostumla sohbet ederken bu tip filmlerde palyaço kişilikli birisinin de ölmesinin gerekli olduğunu söylemişti. Arlen ile birlikte yapımcılarla yaptığımız ilk görüşmemizde onlar da, ‘Aslında sizin filmde hiçbir şey yapmanıza gerek yok, sadece komik olmanız yeterli’ dediler. Eğer yeterince komik olamazsak, bizi kıyma makinesinde öğüttükten sonra eve postalayacaklarını söylediler. Şakadır diye düşündük ama bir korku filminde hiçbir şeyden emin olamazsınız.”
Clay’in kaybolan kız kardeşi Whitney rolünde ise, hit televizyon dizisi “The Mentalist” ile adını duyuran Amanda Righetti oynadı. Güzel oyuncu bu karakter için şunları söylüyor:
“Bu rol için seçmelere girdiğimde senaryoyu okumama izin verilmedi. Bu bende inanç eksikliğine yol açtı. Rolü alıp senaryoyu okuduğumda niye öyle yapıldığını anladım. Whitney karakterinin hiç beklemediğim kadar sıradışı yapıda olması beni gerçekten heyecanlandırdı. Senaryoyu son derece yaratıcı buldum. Hangi aşamada kimin hayatta kalacağını kimin öleceğini bilemiyorsunuz. Bu da izleyicinin sürekli tahminde bulunması sonucunu getiriyor.”
Yapımcı Andrew Form’un bu rolde oynayan Amanda Righetti ile ilgili yorumu şöyle: “Amanda zamanı geldiğinde harekete geçip gereğini yerine getirme konusunda cesaretli bir oyuncudur. Rolünü çok ciddiye alır ve oynadığı karaktere tam bir bağlılık gösterir.”
Kendilerini psikopat bir katilin insafına terk edilmiş bulan karakterleri oynayacak aktörleri bir araya getirmeye çalışan Nispel ve diğer yapımcıları bekleyen daha büyük bir zorluk vardı. Beyazperdenin hokey maskeli yeni Jason Voorhees’i olacak aktörün kim olacağına karar vermeleri gerekiyordu. Serinin 30 yıllık tarihi boyunca bu karakterin portresini çeşitli oyuncular çizmişti. Korku filmlerinin çok iyi tanınan bu karakterinin portresini çizme görevi bu defa Derek Mears’a verildi.
Yönetmen Marcus Nispel, Jason Voorhees rolünün neden ona verildiğine şöyle bir açıklama getiriyor: “Jason rolünde kimin oynayacağı üzerinde konuşurken hepimizin ortak fikri iri cüsseli bir aktörün oynaması şeklindeydi. Boyu 1.92’nin üzerinde olan Jared Padalecki’yle Clay Miller rolü için zaten anlaşmıştık. Bu yüzden Jared gibi uzun boylu bir aktörün karşısına Jason Voorhees rolünde ondan daha cüsseli bir aktör çıkartmamız gerekiyordu. Derek Mears istediğimiz fiziksel ölçüleri karşılıyordu.”
Yapımcı Andrew Form, Derek Mears’ın seçildiği günü şu sözlerle hatırlıyor: “Derek odaya girdiğinde vücudunun ne kadar kaslı olduğu hemen görülebiliyordu. Aradığımız Jason’un o olduğunu hemen fark ettik. Fiziksel açıdan ne istiyorsak hepsine sahip olduğu gibi, bir de filmlerde dublörlük geçmişi vardı. Ancak aktörlük yönüyle daha fazla ilgilendiğimizi söylemeliyim. Çünkü rolünü mekanik şekilde oynamaması, kendi oyun gücünü katması bizim için gerçekten önemliydi. Hokey maskesinin arkasında gerçek bir aktör istiyorduk. Derek herşeyi ciddiye alarak oynadı.”
Jason rolünü üstlenen Derek Mears, bu rolle ilgili düşüncelerini şu sözlerle dile getiriyor: “Çocukluğum sürekli Dungeons & Dragons oynayarak, çizgi roman kitapları biriktirerek geçti. Korku ve bilimkurgu filmlerini çok severdim. ‘Friday the 13th-13.Gün’ serisi favorilerimden birisiydi. Jason Voorhees’i oynamanın bir onur olduğunu düşünüyorum ve serinin hayranlarına karşı büyük sorumluluk hissediyorum.”
JASON VOORHEES’İN ÇEŞİTLİ YÜZLERİ
Filmin geliştirme sürecinde yapımcılar ile senaryo yazım ekibini bekleyen en büyük zorluk, Jason Voorhees karakterinin deforme olmuş yüzünü kapatmak için nasıl bir maske takacağı konusu oldu. Jason ilk kez birinci filmin son karelerinde boy göstermiş ve Kristal Gölü’nün sularının içinden şok edici şekilde belirmesiyle izleyicilerin yüreğini hoplatmıştı. Serinin hayranları ikinci filmde bu popüler kötü adamı kafasına kenevirden yapılma bir çuval geçirmiş olarak gördüler. Üçüncü filmde ise başına hokey maskesi geçirmiş olarak geldi ve pop kültürü statüsünde yepyeni bir çığır açtı.
Senaryo yazımının ilk aşamalarından itibaren film yapımcılarının net bir kararı vardı. Filmin başlangıcında Jason karakterinin kafasına, tıpkı ikinci filmde (Friday the 13th, Part 2) olduğu gibi kenevirden yapılmış bir çuval geçirmeyi düşündüler. Böylelikle serinin hayranları, Jason Voorhees’in hokey maskesi giymeyi ne zaman ve nasıl keşfettiğini izleme fırsatı bulacaklardı.
Yapımcı Brad Fuller bu konudaki yaklaşımını şu sözlerle açıklıyor: “Jason’un ikinci filmde giydiği çuvala benzer kendi çuvalımızı eklemek istedik. Bu tercihimiz filmin görselliğine katkı yapacaktı. Ayrıca Eğer bu filmi yapacaksak, Jason karakterinin çuvalı başından çıkartıp hokey maskesini taktığı ve gerçek anlamda Jason Voorhees’e dönüştüğü dakikaların da yer alması gerektiğini hissediyorduk.”
Maskenin ve çuvalın yaratılması görevini, özel efektler ve makyaj süpervizörü Scott Stoddard ve ekibi üstlendi. Yapımcı Andrew Form’un özel efekt ve makyaj çalışmasıyla ilgili yorumu şöyle:
“Scott hepimizin görür görmez aşık olduğu cinsten yepyeni bir çuval versiyonu yarattı. Herkesin çok iyi tanıdığı asıl görüntünün maske olduğunu biliyorduk ama çuval ile maskenin her ikisini birden giydiği takdirde mükemmel bir kombinasyon ortaya çıkacağını düşündük.”
Scott Stoddard ise yaklaşımını şu sözlerle özetliyor: “Bir dönemin ünlü filmi ‘The Elephant Man-Fil Adam’ın sıkı hayranıyımdır. Jason karakterinin o filmdeki John Merrick gibi trajik bir figür olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle Tim Jarvis’ten küçük dikdörtgen şeklinde bir delik yapmasını istedim. Böylece Jason dışarısını bu delikten görecekti. Tim’in ortaya koyduğu harika işi seyircinin seveceğine inanıyorum.”
Jason karakterinin dış görünümü kadar kişilik yapısına da önem verdiğini belirten Stoddard, bu konudaki düşüncesini şu sözlerle dile getiriyor: “Jason’u kesinlikle daha insan kılmak istedik. Çünkü her seri katilin içerisinde bir sosyopat vardır. Bu nedenle sosyolojik açıdan Jason’un tarihçesi çok zengindir.”
Jason karakterinin hokey maskesi Los Angeles’ta hazırlandı. Film çekimleri Austin’de yapılacağı için maskenin oraya götürülmesi gerekiyordu. Bu görevi şahsen üstlendiğini söyleyen Derek Mears, yolculuk sırasındaki izlenimlerini şöyle anlatıyor:
“Jason’un hokey maskesini elimde özel bir gümüş kutu içerisinde taşıdım. Başka türlü taşırsam bu güzel maskeyi kaybedebilirim diye korkuyordum. Havaalanı güvenliğinden geçerken iki görevli yanıma geldi ve kendilerini takip etmemi istedi. Sonra beni özel bir odaya götürüp kutuyu açtılar ve “Bu Jason’un maskesi mi? İkimiz de onun hayranıyız. Yüzünüze takıp görmemize izin verir misiniz?’ dediler.”
Kristal Gölü…
Pre-prodüksiyon aşamasının son bölümünde, filmin çekileceği mekanın belirlenmesi vardı. 1980 yılında çekilen orijinal filmde, Kristal Gölü kasabası için New Jersey’in kırsal kesimindeki Blairstown ve Hope kasabaları kullanılmıştı. Yine New Jersey’in Hardwick kesiminde bulunan NoBeBoSco Kampı da, filmde bahsedilen kamping bölgesinin yerini tutmuştu. Film yapımcıları bu defa prodüksiyon üssü ve film mekanları olarak Teksas eyaletindeki Austin kenti ile çevresindeki küçük kasabaları seçtiler.
Yapımcı Brad Fuller daha önce aynı yerde çalışma yaptıklarını, bu yüzden öncelikle tercih ettiklerini belirterek, “Aslına bakarsanız Austin’deki yerel ekipler bu piyasanın en iyileridir. Bu orada çektiğimiz dördüncü film oldu. Orada film yaparken çok rahat ettiğimiz için orayı tercih ettik” diyor.
Austin’deki yerel çekim ekipleri mükemmeldi ama yeterli değildi. Yapımcıların gür ormanlara ve berrak durgun göllere ihtiyacı vardı. Bölgede uygun mekan bulmak için çaba harcadıklarını kabul eden Brad Fuller, bu konuda neler yapıldığını şu sözlerle anlatıyor:
“Bölgede uygun tek mekan bulamadık. Bu nedenle filmdeki Kristal Gölü sahneleri, aslında üç – dört ayrı gölde çekildi. Bu göllerden bir tanesinde doğru ağaçlar, diğerinde doğru sular vardı. Zaman zaman zorlandığımız anlar oldu ama Jeremy Conway gibi başarılı bir prodüksiyon tasarımcısıyla çalıştığımız için şanslıydık. En ortalama mekanları bile gerçekten mükemmel yerlere dönüştürmeyi başardı.”
Filmin çekimlerinin hepsi elbette sadece dış mekanlarda yapılmayacaktı. Doğal olarak iç mekan çalışması da yer alıyordu. Yapımcı Andrew Form bu konudaki tercihlerini şöyle anlatıyor:
“Daha ilk aşamada üzerinde konuştuğumuz önemli konulardan bir tanesi, Jason Voorhees karakterinin doğaüstü bir yaratık mı, yoksa gerçek insan mı olacağıydı. Onun gerçek bir insan olmasını istediğimize karar verdik. Sonra ikinci soru gündeme geldi. Eğer gerçek insan ise, nasıl bir yerde yaşayacaktı? Annesinin öldürülmesinden itibaren geçen 20 – 30 yıllık sürede nerede gizlenmiş olacaktı? Marcus bu noktada Kristal Gölü çevresinde eski bir maden olması fikrini getirdi. Ormanın derinliklerindeki bu maden sonradan işletmeye kapatılmış bir yerdir. Jason bu madeni kendisine ev yapar, yeraltında hayatını sürdürür. Dışarıya çıktığında da avlanır, yemeğini yer, sonra yeraltına geri döner. Böylece hiç kimse onun nerede olduğunu bilemez. O hiç kimsenin canını sıkmaz, hiç kimse de onu rahatsız etmez. Zaten filmdeki olaylar da, yıllar sonra bazı insanların ortaya çıkıp onun canını sıkmasıyla başlar. Onu rahatsız ederler. Yapmamaları gereken bir şey yapmışlardır. Bu da, Jason’un yapmaması gereken bir şeyler yapmasına yol açar. Artık Jason yeniden doğmuştur.”
Andrew Form sözlerine şöyle devam ediyor: “Prodüksiyon tasarımcımız Jeremy Conway ile konuşarak, ‘Tüneller inşa edebilir misin? Tüneller büyük olabilir mi?’ diye sorduk. Uzun ve büyük, labirent gibi tünellere ihtiyacımız vardı. Korku ve dehşetin kol gezdiği mahzen gibi yerler istiyorduk. Ardından taslak çizimler havada uçuşmaya başladı. Sonra maketler önümüze konuldu. Hazırlanan 3 boyutlu maketlere bakıp hepsinin son derece iyi olduğunu gördük. Daha sonra sete gittiğimizde 45 metre uzunluğunda labirent gibi tüneller vardı. Görüntü son derece ürkütücü olduğu gibi klostrofobik duygular veriyordu. Tünellerde dolaşırken nerede olduğumuzu, oraya nereden geldiğimizi dahi bilemiyorduk. Bir köşeyi döndüğümüzde elinde büyük ve keskin bıçağıyla Jason’un gölgesini görecek gibiydik.”
Tüm hazırlıklar tamamlandıktan sonra çekim günü gelip çattı. “Friday the 13th-13.Gün”ün çekimlerine, Teksas eyaletindeki Bastrop kasabası yakınındaki bir izci kampında başlandı. Bastrop Gölünün bulanık ve kasvetli suları üzerinde güneşin battığı bir öğle sonrasında hummalı bir çalışmanın startı verildi. Gecenin karanlığı yavaş yavaş çökerken oyuncu kadrosu ve teknik ekipler arasında heyecan dalgası esiyordu. Hollywood’un en ünlü katili Jason Voorhees rolündeki Derek Mears’ın sete ilk adımını atmasıyla birlikte kameralar çalışmaya başlarken yepyeni bir korku filminin temeli atıldı.
Öldürme Sanatı…
Sinema tarihinin gelmiş geçmiş en ünlü korku serisine yeniden hayat vermek isteyen film yapımcıları için öldürme sahnelerini unutulmaz kılmak hayati önem taşıyordu. Yapımcı Andrew Funn’un bu konudaki yorumu şöyle:
“Filmin en önemli bölümlerinin öldürme sahneleri olduğunu biliyorduk. Bir ‘Friday 13th-13.Gün’ filminde ne kadar da çok ölüm sahnesi olduğunun farkına zamanla farkına vardık. Her öldürme sahnesi farklı ve özgün olmalıydı. Herkesi pala kullanarak öldüremezsiniz. Eski moda ve sıkıcı olacaktır. Şansımız varmış ki, Damian Shannon ile Mark Swift, izleyicinin evine döndüğünde bol bol konuşacağı türden zekice öldürme sahneleri yaratmayı bildiler.”
Yapımcı Brad Fuller’in “Friday the 13th-13.Gün” projesiyle ilgili son sözleri şöyle: “Bu filmin seyirciyi tam anlamıyla allak bullak eden bir film olmasını umuyoruz. Seyirciyi koltuğunda diken üstünde tutacak ürkütücü sahneleri bol miktarda kullandık. Sean Cunningham gerçekten harika bir kötü adam yarattı. Sonuçta seyirciler Jason’un öldürmesine bayılıyorlar. Bu filmleri izlemelerinin sebebi budur.”
Diğer yapımcı Andrew Fuller şunları ekliyor: “Serinin bugüne kadarki bölümlerini seyretmiş olanlar, beğendikleri tüm ikonik unsurları burada da göreceklerine emin olabilirler. Bu filmdeki yoğun şiddet, farklı ve özgün öldürme sahneleri eşliğinde o müthiş eğlenceyi geri getiriyoruz.”
Son noktayı ise yönetmen Marcus Nispel koyuyor: “Ortaya koyduğumuz filmde bir ‘Friday the 13th-13.Gün’ filminde başarılmasını istediğiniz herşey var. Öncelikle çok ürkütücü. Her sahnesiyle damardan giren bir film oldu. Bazen de gülmenize izin veriyor ama bunun panikleme kahkahası olacağını bilmelisiniz.”

Yönetmen: Marcus Nispel
Oyuncular: Jared Padalacki, Danielle Panabaker, Amanda Righetti, Travis Van Winkle,
Aaron Yoo, Derek Mears, Jonathan Sadowski, Julianna Guill
Senaryo: Damian Shannon, Mark Swift
Yapımcılar: Michael Bay, Andrew Form, Brad Fuller, Sean S. Cunningham
Görüntü Yönetmeni: Daniel Pearl, Prodüksiyon Tasarımı: Jeremy Conway
Kostüm Tasarımı: Marian Ceo, Kurgu: Ken Blackwell
Sanat Yönetimi: John Frick, Özgün Müzik: Steve Jablonsky
Paramount Pictures – New Line Cinema

Bir yanıt yazın